YOGA VE VENÖZ TROMBOZ

Bu sene Rusya’nın Saint-Petersburg şehrinde ‘Doğu Yöntemlerin Rehabilitasyon Enstitüsunde’ 516 Akademik Saatlik ‘YOGATERAPİ’ eğitimine başladım. Eğitimi ünlü rus yogilerden ve doktorlardan alıyoruz. Çoğu yoga hocaları yoga’nın tüm hastalıklara iyi geldiğini söyliyorlar, fakat değil, çoğu hastalıklarda yoga pratiği etki göstermek yerine hastalığı daha da tetikleyebilir. Bu yüzden yogaterapi dersleri daha da etkili olur. Bizim doktor, yogaterapist Artem Frolov derste şöyle demişti: ‘Kimse ders esnasında bir öğrencinin insült geçirmesini istemez değil mi? Ki daha önce bazı yoga merkezlerinde bu durum gerçekleşmişti. Siz o yoga hocanın durumunu hissedebilirmisiniz? Bu yüzden her yoga hocası mutlaka yogaterapi eğitimini almalıdır.’

Rus dilinde yoga ve yogaterapi ile ilgili kaynaklar çok fazla, türkçe dilinde ise malesef kaynaklar çok az. Bu yüzden zaman buldukça yogaterapi ile ilgili izinli makaleleri tercüme etmeye devam edeceğim. Çok önemli bir yazı. Keyifli okumalar!

 

                                        YOGA  VE  VENÖZ  TROMBOZ

Hatha yoga teknikleri çeşitli yollarla venöz çıkış işlemlerini arttırabilir:

  • çekimsel mekanizmalar (ters duruşlar),
  • nefes alışta göğüsin emme etkisi (tam yogik nefes, ujjai, uddiyana bandha, nauli),
  • bacaklardan kas pompası (ayakta dinamik uygulamalar).

Yogaterapi pratiği, varisli damarlar ve lenfostaz hastalıklarında farkedilir etki sağlayabilir (öncelikle yaşam kalitesi üzerindeki etkiden bahsediyoruz, çünkü damarların yapısal değişikleri ve lenfatik sistemin sadece yoga yaparak ortadan kaldırmak mümkün değildir, fakat şişliğin ve ağrı sendromunun azaltılmasında yogaterapi uygulaması çok etki sağlayabilir; aynı zamanda ders programında variköze karşı komplikasyon olasılığının mümkün olduğunun da farkında olmak gerekir, ki yogik teknikler olasılığını arttırabilir).

Kan akımında tromboz (trombus) oluşum süreci pıhtılaşma olarak adlandırılır, bu bir doğal savunma mekanizmasıdır, yani, kan damarlarının hasara yol açtığı ölümcül kan kaybı önlemesidir. Kan pıhtılarını tetikleyen hücresel kan elementleri vasküler duvarın yapısının değişiklikleri trombosit aktivasyonuna getirir. Trombosit aktivasyonu agregasyona (yapıştırma) yol açar; trombositlerin biyolojik aktif maddelerin tahsisi, kan plazmasında protein moleküllerinin kaskad koagülasyon faktörlerinin aşamalı sentezini başlatır; pıhtılaşma sisteminin her bir molekülü birdahaki basamağın binlerce molekülü aktive eder, kaskad aktivasyonunun sonucu olarak, çok kısa zamanda fibrin sentezi – filamentli protein başlar, bir tür ‘ağ’dan, trombositler ve diğer kan hücreleri trombotik pıhtı oluşturur. Tromb hasarlı damar kısmını ‘yapıştırır’ ve bu şekilde kanama durduruluyor.

Kanın pıhtılaşması sistemine, aşırı trombosit oluşumun kısıtlama ve kan pıhtıları çözülmesine sorumlu Fibrinoliz sistemi direnir.

bart201102141206071

  Resim http://www.med-edu.ru sitesinden alınmıştır.

Koagülasyon sürecin ihlalleri ve aşırı trombogenez farklı nedenlerle gelişebilir. Seçkin alman hekim-patolog (ayrıca, arkeolog ve antropolog) Rudolf Virhov 19. Yüzyılda trombozu tahrik eden üç ana faktörün formülesini söyliyor.

‘Vihrov’un üçlüsü’ olarak adlandırılan:

–           damar duvarının değişiklikleri;

–           kan akışının karakterinin değişikliği (yavaşlatılması veya türbülans);

–           Kanın özelliklerinin değişiklikleri (viskotesinin artması, fibrinoliz sisteminin zayıflaması, pıhtılaşma sisteminin patolojik aktivasyonu).

Varikos hastalığında önemli venöz damarlarının deformasyonu ve varisli ‘’düğümlerin’ oluşumu en az Vihrov üçlüsünün en az iki bileşeni vardır: damar duvarı değişiklikleri ve kan akışının yavaşlatılmasıdır, bu venöz hattında hiperkoagülasyon ve tromb oluşumuna neden olabilir. Bu nedenlerden dolayı, varikos hastalığı venöz tromboz ile komplike olmuş olabilir. Ven trombozu (fletotromboz) kısmi veya tam olabilir. Fetotromboz ne kadar belirgin ise, venöz çıkış klinik semptomlarının olasılığı o kadar yüksektir: ayakta şişmeler, damarların şişmesi, derinin mavililiği, acı ve ağrı.

Eğer tromb ven çapından daha da az ise, o zaman kan akışı korunabilir ve trombozun belirgin belirtileri olmayacaktır; ayrıca, venöz çıkışı bitişik damarlardan oluşabilir, ki bir ölçüde bozulmuş venöz çıkışını telafi edebilir ve büyük ölçüde flebotromboz varlığını maskeyebilir.

Nispeten ‘’taze’’ yeni oluşmuş bir tromb, genellikle yumuşaktır, damar duvarından kopmaya ve ayrı parçalar haline dağılma eğilimindedir. Eğer bu olmazsa, sonra kan pıhtısının organize olmuş olur – onun sıkılaşması, bağ dukusunun çimlenmesi, damar duvarı ile yoğun kaynaşması. Organize olmuş tromb parçalanmaya ve kopmaya daha da az eğilimdedir.

Trombun kopması ile onun damar hattında göçü başlar, bir sonraki damar oklüzyonü (tıkanma) – tromboemboli.

Emboli – daha da geniş bir kavramlı, yabancı cisimlerin (parçacıklar veya emboli) vasküler hattından dolaşması anlamına gelir, damar tıkanması ve lokal kan dolaşımının bozuklukları.

Embolin rolünde yağ çıkabilir (kemiklerin kırıklarında ve travmalarında yağl embolisi), tümör fragmanları (metastatik emboli), hava (büyük ven ve hasarları hava nedeniyle hava embolisi içine çekilmesi ile karakterize edilir) (hava emboli büyük ven ve onların hasarı hava emiş nedeniyle), Ama en yaygın ve klinik embolinin variasyonu tromboembolidir – burada emboli rolünde tromb ve onun fragmanları çıkıyor.

Tromboembolinin kaynağı genellikle ayak damarları ve pelvis (varis hastalığının konumuna göre). Bu durumda, tromb damarlardan kalbin sağ bölümüne hareket eder ve oradan akciğere geçip, küçük kan dolaşımının damar oklüzyonuna neden olarak orada sıkışıp kalır. Sonuç olarak, akcierlerin bir kısmı kan dolaşımı işleminden dışlanıp, daha sonraki iltihapla (enfarktüs pnömoni) nekroza uğrar. Eğer tromboemboli akciğer arterinin büyük dallarına maruz kalırsa, o zaman kalbin durmasıyla ölüm gerçekleşebilir.

lungs-pulmonary-embolism-cu

                                   Resim http://www.ortoexpert.ru sitesinden alınmıştır.

Eğer tromboembolinin kaynağı sol kalp bölümleri ise, o zaman tromb (kan pıhtısı)  büyük kan dolaşımının damarlarına geçer – en sık beyin damarları, beyin arter oklüziyonu ve felç (insült) gelişimine yol açar.

Varikoz hastalığı fletotromboz ve promboemboliye neden olabilir. Trombozun oluşumunda neden olan faktörler, egzersiz eksikliği (özellikle yatan hastalarda), kapsamlı ameliyatlarda, yaşlı kişilerde, obezite.

Bazı durumlarda flebotromboza venözün duvar iltihabı (tromboflebit) katılır.

Eğer koşullar tromboemboli için devam ederse, (bunu komple ortadan kaldırmak zaten mümkün değildir), o zaman durum tekrarlanabilir ve trombüs venöz hattından ayrılarak, kişinin sağlığını ciddi tehlikeye sokarak, akciğer damarlarına girebilir.

Bu gibi bir kronik komplikasyonlarda genellikle tromboembolik hastalık olarak adlandırılır. Bu hastalıklarda tromboemboliyi önlemek için, hastaya ‘trombus tuzağını’ süzgeç ağlarını büyük bir damar içine yerleştirip implante edilebilir (en sık alt kava damarı içine, bu süzgeçler ‘kava filtresi’ olarak adlandırılır).

Kava filtresi embolinin kalbe giden hareketini durdurmak ve ciddi komplikasyonları önlemek içindir. Kava filtresi yerleştirilmiş romboembolik hastaların kan pıhtılaşmasını azaltmak için, antikoagülan preparatlarını almak zorundalar, bu yüzden de, bu hastaların kanama riski artmış oluyor.

Tromboembolik hastalarda yogaterapi egzersizlerin seçimi ciddi bir sorundur. Bir yandan, venöz sisteminin varis değişiklikleri venöz dönüşünün arttırılmasını ister ve bunun için hatha yogada çok etkili teknikler vardır. Diğer yandan, venöz çıkışının arttırılması ve stimülasyonu trombözun göç etmesine neden olabilir (eğer venöz hattın içinde mevcut ise).

Bu yüzden varisli damarlar hastalarını iki kategoriye ayırmak gerekir:

  • Venöz orta deformasyonu ile komplike olmayan varis hastalığı, tromboembolik dönem geçmişi yok ise ve alt ekstremite, pelvis damarlarında kan pıhtısı yok ise (doppler ultrason araştırmasına göre). Bu kategorideki hastalara venöz kan çıkışını arttırmak için yogaterapi programı uygulanabilir.
  • Komplike varis hastaları olanlar, yani:
  • Venöz hattında kaba deformasyonlar varlığı ( ‘üzüm demeti’ deformasyon türleri);
  • Doppler’e göre bacak ve pelvis damarlarında ‘taze’ kan pıhtıları;
  • Tromboembolik vakalarında;
  • Mevcut tromboflebit;

Bu kategorideki hastaların venöz kanın çıkışını arttıran tüm asanalar ve teknikler yapılmaması önerilir (ters asanalar, karın manipülasyonları, nefes alışta ujjai nefesi, alt ekstremiteler için aktiv dinamik teknikler).

Kava filtresi implant olanlara karın bölgesine mekanik etki yapan tekniklerden kaçınmak gerekir.

Ne yazık ki, bu iki kategorideki hastaların arasında  çizgi çizmek, pratik çalışmada her zaman kolay değildir. Ancak, yukarıdaki ilkeleri anlayarak hatha yoga uygulamasında ciddi sonuçlardan koruyabilir.

Yogaterapi varis hastalıklarında erken dönemlerinde etki gösterebilir; bu durumda yogaterapi programı venöz kan çıkışını iyileştirerek , önleyici bir faktör olarak, hastalığın ilerlemesini önlemek ve yaşam kalitesini arttırmak için rol alacaktır.

Tromboembolinin yüksek riskinde ise yogaterapi etkisinin sınırları azalıyor.

 

—————————————————————————————————————————————–

Makale http://yogatherapia.ru sitesinden Ayman Sozakbayeva tarafından tercüme edilmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s